Diline, yüreğine sağlık T.S. Eliot usta.
Özdemir Erdoğan’ı tanırsınız. Şarkıcı kendisi. Seneler önce, İstanbul Büyükada’daki Büyük Kulüp’te bir hafta sonu sahne almak için anlaşır.
O gün sahneye çıkacağına yakın Büyük Kulüp kapısına gelir şarkıcı Özdemir Erdoğan. İçeri girmeden önce, ‘Biliyorsunuz…’ der kapıdaki görevliye; ‘Prensip olarak paramı peşin almadan sahneye çıkmıyorum!’
Kapıda kendisini karşılayan görevliler, ‘Etme, eyleme, henüz kasada para yok!’ deseler de dinlemez, inadım inat der, kulüp çalışanları ikna edemez bir türlü.
‘O halde ben dönüyorum’ deyip sırtını döner yürümeye başlar, tam o sırada kulübün yöneticisi gelir. ‘Hele biraz daha bekle, halledeceğim!’ der ve gider.
Yöneticiler biraz kendi ceplerinden, biraz da kendilerine yakın buldukları konuk üyelerden ucu ucuna parayı denkleştirip Erdoğan’a verirler.
Şarkıcı sahneye çıkar ve ilk şarkısını söylemeye başlar; ‘Paranın ne önemi var, mühim olan insanlık!’
*
Başkasının gittiği yoldan gitmek, birilerinin peşinden sürüklenmek, onun rotasını izlemek, onun ayak bastığı yeri kendime güzergâh seçmek gibi bir hevesimim, niyetim, heyecanım ve ısrarım olmadı, olması için de sebep yoktu.
Kendi rotamı çizer, kendi bildiğimi yolda yürürüm. İster koşarım, ister ahaste aheste yol alırım, ister iki adımda mola veririm, bu benim sorunum. Başkalarının gittiği yoldan gidersem, önüme neyin çıkacağını bilemem, kestiremem. Hedefime de ulaşamam! Amaç hedefe doğru adımlarla ilerlemek ise, herkes gibi benim de kendi doğrularım, güzergahım, rotam var. Bu çizgide gider gelirim.
Kimseye de hesap vermem!
*
Kişi, mesleği, kariyer ne olursa olsun, iz ve eser bırakmalı. Baba ise çocuklarına miras. En güzel miras nedir derseniz, biliyorsunuz, ahlak, dürüstlük, sevgi-saygı. Bizimde çocuklarımıza bırakacağımız en muhteşem miras.
Para her şey mi, elbette. Ama paranın beş para etmediği günleri de gördük. Depremde örneğin. Paramız var, yiyecek ekmek bulamadık. İçecek su da. Çaresizlik, ümitsizlik içinde kıvranırken, paranın geçmediği zamanları yaşadık hep birlikte.
Her kapıyı açar mı, yoksa ığdırılık mı (yarı açık) bırakır, parası çok olanlara, parayı sevenlere ya da cebinde metelik olmayan, cep delik cepken delik yaşayanlara soracaksınız!
İtibar. Güvenirlilik ve kredi. İşte paranın gücünün yetmediği değerler. Bankanın kredisi ödersiniz, günü gelir biter. Ama toplumsal duyarlılık, toplumsal ve insani kredilerin ucu bucağı yok.
Sahneye çıkacak şarkıcının da tüm itibarı para ile eşdeğer kılınıyorsa, çıkmasın daha iyi.
*
Siyasilerin, bilumum başkanların bir çizgisi var. Kendilerince belirledikleri rotaları var. Güzergahları da. Gazeteciler farklı mı, hayır!
Her kim olursa olsun, parasına değil, bindiği arabaya, oturduğu eve değil, cep telefonunun en pahalısı olmasının da bir önemi yok, toplum içindeki kredisi, itibarı yoksa, o telefon, o ev ve araba kendisini kurtarmayacaktır.
Biz siyasilerin…
Biz belediye başkanlarının…
Biz sivil toplum kuruluş kanaat önderlerinin…
Biz basın camiasında çalışanların…
Bu şehir için yüreği pır pır edenlerin yolu Kahramanmaraş’a çıkmalı. Aykırı yollar, inişli yokuşlu yollar, dik yokuşlar, taşlı yollar bize yolları uzun edecektir!
*
Yazı sıktı değil mi sizi? Hadi bir fıkra yazayım da gönlünüzü alayım, biraz gülümseyin, keyfiniz yerine gelsin!
Tavuk, şaşırtıcı derecede iri bir yumurta yumurtlayınca, bütün haber kanalları, televizyonlar çiftliğin yolunu tutmuşlar. ‘Harika!’ demiş muhabirlerden biri. ‘Tavukta bir kiloluk yumurta, olacak şey değil.’
Tavuk gururla cevap vermiş muhabire, ‘Evet, gerçekten öyle!’ demiş. ‘Şimdi de 1,5 kiloluk yumurtayı hedefliyorum!’ deyince muhabirlerin hayreti daha da artmış.
Muhabirler bu kez kümesin horozuna uzatmışlar mikrofonu, ‘Sizi tebrik ederiz horoz kardeş. Sizin gelecekteki hedefiniz nedir!’ diye sormuşlar.
Horoz; ‘Daha çok çalışacağız, onu bulup bir şekilde indireceğim!’ cevabını vermiş.
Muhabir merakla sormuş; ‘Ne, neyi, kimi bulup indireceksiniz!’
‘O şerefsiz devekuşunu!’
Size tavsiyem, aman ha, herkesin gittiği yoldan gitmeyin! Önünüze neyin çıkacağını bilemezsiniz!