Kalmadığı gibi, tadımız da, huzurumuz da kaçmaz!

Mesela takım gol atamıyor. Gol bölgelerinde sorun yaşıyor. Niye? Forvet elamanını topu gördüğünde karpuz zanneden adamdan seçersen, mesele de gol atmak olduğuna göre, siz meseleyi baştan çözümsüzlüğe mahkûm etmişsiniz.

Para dökecek, kaliteli bir forvet elamanı alacaksın, kaleyi gördüğü yerde şutunu çekecek, gol atacak takım da galip gelip, 3 puanı hanesine yazacak.

Haa, a kalite forvet elamanın olduğu halde, gol atamıyor, galip gelemiyorsan, işte bu meselenin ta kendisidir.

*

Düz mantık hayat kurtarır. Desiderus Erasmus’un 1509’da yazdığı ‘Deliliğe övgü’ kitabında; ‘Eğer duymuyorsanız, bir dert, dert değildir. Varsın seni ıslıklasınlar, sen kendini alkışlıyorsan, ne önemi var!’ teşhisini koyar.

Hatırlayın, 9. Cumhurbaşkanı merhum (ki bir kez Başbakanlık makamında, bir kez de Ankara Güniz sokaktaki evine gitmiş, röportaj yapmış birisi olarak) Süleyman Demirel’in hayat felsefesi tadında meşhur bir sözü vardı; ‘meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz!’

İnsanda, toplumda bir çırpıda aydınlanma, ferahlama hissi yaratan bu cümle siyasetçiye de manevra alanını genişletme, süre kazanma fırsatı verir ki, günümüzde bunu yapanların, uygulayanların sayısı hiç de az değil.

*

Bir yerde siyasetçisiniz… Partilerin önemi yok, vatandaşın dertlerine derman olamıyor, talep ve ihtiyaçlarını karşılama noktasında konuşurken gözünün içine bakmıyor, elini sıkarken kerhen parmaklarınızın ucunu uzatıyorsanız, vatandaş bunu mesele yapar. “siyasetçi elimi sıkmaktan imtina etti, kaçındı… Herhalde nasırlı ellerimi sıkmayı kendine zül saydı…” yorumunu yapar, gittiği yerde de bunu anlatır ve sizi de üç kuruşa satar.

O bakımdan, mesele vatandaş ile konuşurken gözünün içine bakmak, elini sıkarken gülücükler saçmak, yarasına merhem olmak. Çünkü vatandaş bekler ve ister ki, siyasetçi kendini adam yerine koysun, sırtını sıvazlasın, parmaklarının ucu ile değil, yüreği ile dokunsun!

Bunu yapmıyor, bundan kaçınıyorsanız, mesele vahim demek!

*

Herhangi bir yerde başkansınız.

Örneğin belediye başkanı, örneğin bir sivil toplum kuruluşunun başkanı, örneğin bir siyasi partinin başkanı… Her neyse…

Seçildiniz, geldiniz… Vatandaş hizmet bekler. Kimse kimsenin kara kaşına, kara gözüne heves değil. Hele bir de söz verdiyseniz, ki söz vermek borç vermeye benzemez, yerine getirmediğiniz gibi eskilerin üzerine balıklama dalar, yeni bir şeyler yapmak, üretmek değil de, eskilere makyaj yapmaya kalkışır, (mevcutlar içinde örnekleri var!) vatandaş için mesele olan acil ihtiyaçları, talep ve şikayetleri yerine getirmek yerine, ‘benden bir şey beklemeyin!” derseniz, bu kez vatandaştan size iletilen sorunlar değil, kendiniz mesele haline gelirsiniz! 

Onun da ilacı eczanelerde bulunuyor ne yazık ki…

Haa, “Gözümü kapatırım, vazifemi yaparım!” derseniz şayet, bu insanlar sizin gözünüzü öyle bir açarlar ki, hem de fal taşı gibi…

Şaşırır hayret edersiniz!

*

RTÜK bize gazetecilik dersi vermeye kalkışmış. Onu yaz, bunu yazma, onu eleştir, ötekini görmezden gel der gibi, neredeyse sopa göstermediği kalmış.

Günün soruşturmasına uğramış, günün tutuklanmış gazetecisine dönüşmek istemiyorsam, çok da kafaya takmadan, mesele etmemeyi yeğledim!

Düz mantık dururken ne işim var ciddi meselelerle. Günümü gün eder, keyfime bakarım!!!

Ne kadarsa o kadar!

           

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner1560

banner1551

banner1561

banner1552

banner1554

banner1555

banner1556

banner1557